PERTEK-SAĞMAN CAMİİ
Terör dolaysıyla terk edilen Sağman Köyündeki külliyenin bir parçası olan bu eski cami, oldukça sağlam olmasına rağmen metruktür.
Çeşmedeki kitabeden anlaşıldığına göre H. 983’te (M. 1573) Keyhusrev Beyin oğlu Salih Bey tarafından yapılmıştır. Sonradan ilave edilen medrese ile birlikte (T) şeklini alan yapı, iki tepe arasındaki bir boyun üzerindedir. Büyük bloklardan oluşan kesme taş parke ile kaplı cami önündeki 12x4 metrelik düz satıh, bir seki şeklindedir. Buraya sivri kemerli son cemaat mahallinin üç, medresenin karşılıklı iki bölümünün de 5 revakı bakar.
Klasik beylik camilerinden biri olan bu kadim eser, büyük bir külliyenin ortasındadır. Kuzeyden bakıldığında ilk önce son cemaat mahallinin revakları görülür.
Uzunluğu 15 m. ve eni 11 m. olan caminin kıble duvarı mor, diğer duvarları siyah kesme taşlardan yapılmıştır. Caminin kıble duvarı, gerek doğu köşesinden ve gerekse batı köşesinden aşağıya doğru inen büyük bir yarıkla ayrılmıştır. Haremi aydınlatmak için her duvara konan ikişer pencere (toplam 8 pencere) yaklaşık 1,5x1 m. ebadındadır.
Cami iki bölümden oluşur: Birincisi üç revaklı kuzey tarafındaki 11x4 m. ebadında olan son cemaat mahallidir. Buraya öndeki kesme taş satıhtan bir basamakla çıkılır. İki mozayık[1] ve iki gömme sütun üzerine konan üç kemerli bölüm, üç kubbe ile kapatılmıştır. Burası cemaatle namaza yetişemeyenler için ayrılmıştır. İçi sade olan bu bölümün kubbeleri, duvar tarafı hariç diğer yerler taş kemerler üzerine konmuş ve demirlerle birbirlerine bağlanmıştır.
Haremden buraya (kapının yanlarına düşecek şekilde) 2 pencere konmuştur.
Son cemaat mahallinin orta kısmı, giriş için ayrılmıştır. Kenarlarda yaklaşık 50 cm. yükseklikteki sekiler, namaz kılma yeri olarak tanzim edilmiştir. Taş parkeli olan son cemaat mahallinde mihrap yoktur.
Son cemaat mahallinin batı tarafında, pencere büyüklüğünde bir kapı bulunur. Buradan taş basamaklarla yukarıya doğru çıkılırken merdiven ikiye ayrılır. Sağa düşen basamaklar takip edilirse minareye çıkılır. Kürsüden şerefeye kadar 63 taş basamaktan oluşan minare gövdesi, dört küçük ışıklandırma ile aydınlatılır.
Şerefe 1,5 m. kadar yüksek ve oldukça geniştir. Yan taşlar birbirlerine demir kelepçelerle bağlanmıştır. Çok yüksek olmasa da dağın tepesinde olduğu için oldukça yüksekteymiş gibi gelir insana. Minareden bakıldığında caminin tavanını oluşturan kurşun kaplı kubbe, sekizgen bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Dışa sarkan taş saçaklar da buradan rahatlıkla görülebilir.
Son cemaat mahallinden minareye çıkan merdivenlerden sola dönülünce, kadınlar için ayrılmış ikinci kata çıkılır. Haremin kuzey duvarını boydan boya kaplayan kemerin altı, yaklaşık 1,5 m. genişliğindedir. İki mermer sütun üzerine konan kadınlar kısmı, büyük sal taşlarla korkuluksuz olarak yapılmıştır.
Son cemaat mahallinin orta kubbesi altında bulunan kapı tacı, oldukça büyük ve güzeldir. Mermer oymacılığın nadide örneklerinin sergilendiği kapı tacında sütunceler ve çeşitli bitki motifleri yer alır.
Kesme taş pervazlı giriş kapısı; tahtadan iki kanatlı olarak yapılmıştır. Yaklaşık 2x1 m. ebadında ve yuvarlak taş kemerli kapıdan içeri girilir.
Harem yaklaşık 10x10 m. ebadında kare biçimindedir. Sadece kadınlar için yapılan 1,5x7,5 metrelik kemerin altı, bu rakama dahil edilirse caminin derinliği 1,5 m. daha artar.
Üzeri seki olacak şekilde içten kapının her yanına, 6 şar olmak üzere 12 sivri kemerli taş ayakkabılık yerleştirilmiştir.
Haremin duvarları kesme taştan yapılmış 8 kör kemerden oluşur. Köşelerdeki kemerler, yarım kubbe oluştururken duvar içlerindekiler düzdür. Girişteki duvarı boydan boya kaplayan kemer, diğerlerine göre farklıdır. Dolaysıyla 2 m. genişliği ile haremde yeni bir mekân oluşturmuştur.
Bütün kemerler sivri olup her birinin üst kısmında birer küçük pencere bulunur. Bu pencereleri örten beyaz sal taşa, ajur yapılmıştır. Doğu, batı ve güney duvarlarındaki kemer içlerine birer olmak üzere; 3 pencere daha ilave edilirse 7 küçük pencere, cami duvarlarının üst kısmına konmuştur. Bunların ebatları yaklaşık 100x50 cm. dir. Kubbedeki pencereler yuvarlak kemerli ve kubbe kalınlığı kadar da beşik tonozludur.
Büyük pencereler; dışta yekpare beyaz kesme taşla düz kemerli, içten pervazlar dahil renkli mermerden düz kemerli ve ara ağaç kalaslarla kapatılmıştır. Pencerelerden bakıldığında duvar kalınlığı, 1 m. civarındadır.
1 m. eninde ve 3 m. boyunda olan mihrap da taç kapı gibi oldukça mermer oymacılığın nadide bir örneğidir. Köşelerde mermer sütunceler, oldukça dikkat çekicidir.
Sıvaları döküldüğü için şekilsiz taşlarla yapılan duvarlarda, kalın ağaç hatıllar kullanılmıştır. Kubbelerin ise tuğladan yapıldığı gene dökülen sıvalardan fark edilir.
Kayıtlara göre önceden duvarlar, yerden 180 cm. yükseklikte mavi çinilerle[2] kaplıymış. Şu an için bu iddiayı gösterecek hiçbir emare yoktur.
Cami gayet güzel ve sağlam olmasına rağmen köy, terör nedeniyle yeni yerine taşındığı için bu kadim eser de metruktür. Kapı ve pencereleri açık bir şekilde bırakılmıştır.
Caminin batı tarafındaki medresenin içinden, Salih Bey Türbesine[3] girilir.
Medresenin güneyinde; kesme taştan yapılı, sekizgen planlı ve konik kubbeli yapı, Salih Bey Türbesidir. Kapısı medreseden verilen türbenin, camiyi yaptıran Salih Beye ait olduğu kayıtlardan anlaşılır. Doğuya, güneye ve batıya olmak üzere düz ve sivri kemerleri iç içe yapılan taş pervazlı üç büyük pencere bulunur. Siyah ve beyaz kesme taşlar, sıralı olarak hem duvarda hem de pencerelerde birlikte kullanılmıştır. Pencere kenarlarında taştan yapılan yuvarlak sütunceler, yapıya güzel bir görünüm kazandırmıştır.
Türbeye, medrese salonundan yuvarlak taş kemerli küçük bir kapıdan girilir. (Medresenin hem dış ve hem de oda kapıları aynı ebattadır.) Üzeri; dıştan sekizgen konik kubbeli, içten yuvarlak kubbelidir. Odaya girilince birbiriyle birleşik üç mezar ile karşılaşılır. Tabanı taş parke olan makam odasının zemini, girişe göre yaklaşık 30 cm. derindir.
Türbenin içi sıvalıdır. Ancak yan yana olan üç taş sanduka, define avcılarınca kırılmış ve dağıtılmıştır. Yazılı mezar taşları dahi kırılarak tahrip edilmiştir. Ortadaki mezar taşının sadece kavuk kısmı kalabilmiştir. İnsan bu hali görünce yörenin düşman işgaline uğradığını sanır. “Kendi atalarına bu kadar saygısız davranan başka birileri var mı acaba?” diyesi gelir.
Mevcut kırık mezar taşlarının okunması şu an için imkânsızdır. Ancak Pertek Kütüphanesinde bu mezar taşlarının okunduğu şeklinde bazı kayıtlara rastladık. Buradaki ifadelere göre türbenin kitabesi H. 793 M. 1401’dir. Fırat Üniversitesi Tarih Bölümü öğrencisi Duysal Koç’un lisans tezinde 798 olarak verilen kitabeye bakılırsa burada metfun olan zatın ölüm tarihi 1396 dır. Bu duruma göre türbede yatan Salih Beyin, camiinin yapımından 171-176 sene evvel öldüğü anlaşılır.
Kanaatimce ya bu okumalarda bir yanlışlık var, ya da burada önceden mevcut olan bir mezar; sonradan türbeye dönüştürülerek yanına da Salih Beyin naşı konmuştur. 54. dip nottaki iddia bu açıdan önemlidir.
YUKARI FIRATTA TARİHİ ESERLER Lütfi PARLAK
[1] Ayşe Türkel’in 1969 Vakıflar Dergisinin VIII sayısında yayınlanan “Sağman’daki Çok Fonksiyonlu Salih Bey Camii” adlı makalesinde; “1916’da isyan eden Pilvenk haydutları tarafından somaki mermer olan sütunlar tahrip edildiği için sonradan bu sütunlar mozayıktan yapılarak yerlerine konmuştur.
Yaptığım tetkikte ise bu kırılan sütunların, Sağman köyü Jandarma karakolunun bahçesinde muhafaza edildiğini gördüm.”
[2] Tunceli Yıllığı 1967
[3] Çoğu kayıtlarda Salih Beyin türbesi olduğu söylenmesine karşılık Prof. Dr. Kazım Çeçen’e göre bu türbe Keyhusrev Bey ile iki ayrı kişiye aittir.