Tüm Kategorilerde Ara
  • Tüm Kategorilerde Ara
  • VİDEOLAR
  • BALAK(BELEK)GAZİ HAYATI
  • BELGESEL,FİLM VE GÖRÜNTÜLER
  • ELAZIĞ YAZAR VE ŞAİRLERİ
  • ELAZIĞ CADDE - KAVŞAK VE MEYDANLARI
  • ELAZIĞ ÇOCUK OYUNLARI
  • ELAZIĞ da SAĞLIK KURUMLARI
  • ELAZIĞ EL SANATLARI
  • ELAZIĞ HARPUT AĞZI
  • ELAZIĞ HARPUT COĞRAFYASI
  • ELAZIĞ HARPUT ÇARŞILARI
  • ELAZIĞ HARPUT DA HALK HEKİMLİĞİ
  • ELAZIĞ HARPUT da MÜZELER
  • ELAZIĞ HARPUT EFSANELERİ
  • ELAZIĞ HARPUT İDARİ YAPISI
  • ELAZIĞ HARPUT MİMARİSİ
  • ELAZIĞ HARPUT MUTFAĞI
  • ELAZIĞ HARPUT TARİHİ ESERLERİ
  • ELAZIĞ MADENLERİ
  • ELAZIĞ TANITAN YAYINLAR
  • ELAZIĞ'DA KIŞ HAZIRLIKLARI
  • ELAZIĞ'DA MİZAH
  • ELAZIĞ'DA YASSILIK
  • ELAZIĞDA EĞLENCE KÜLTÜRÜ
  • ELAZIĞDA SANAYİ VE TİCARET
  • ELAZIĞ'LI SANATÇILAR
  • GAKGONUN ANLAMI
  • GELENEKLERİMİZ
  • HALK OYUNLARI
  • HARPUT
  • HARPUT MUSİKİSİ
  • HARPUTLU ÇÖTELİ AİLESİ
  • KURUM VE KURULUŞLAR
  • KÜLTÜR ADAMLARIMIZ
  • KÜRSÜ BAŞI
  • MAHALLİ KIYAFETLER
  • MEYDANLAR , PAZARLAR
  • TÜM ELAZIĞ DERNEKLERİ
  • ÜZÜMLER VE BAĞ BOZUMU
  • DELİLER Mİ ? VELİLER Mİ ?
  • ATATÜRK ELAZIĞ'DA
  • AZIK AMBARI ELAZIĞ
  • REKLAMLAR
  • ELAZIĞ GÜNCEL
  • ELAZIĞ BELEDİYE BAŞKANLARI
  • ELAZIĞ VE HARPUT TARİHİ
  • ELAZIĞ CAMİLERİ
  • ÇEŞMELER
  • ELAZIĞ MAHALLELERİ
  • ELAZIĞ Ve HARPUT'TA EĞİTİM KURUMLARI
  • BERBER VE SUNNETCILER
  • ELAZIĞDA MEDYA
  • ELAZIĞDA AVCILIK
  • ELAZIĞ'DA SPOR
  • EL AZİZ ' DEN - ELAZIĞ'A
  • ELAZIĞ FIRINLARI
  • ELAZIĞ İŞ HANLARI PASAJLAR
  • KIRAATHENE - ÇAY OCAKLARI
  • HALKEVİ
  • HARPUT'TAN MEZRAYA
  • ELAZIĞ HASTANELERİ
  • İLÇE VE BELDELERİMİZ
  • KÖYLERİMİZ
  • İLİMİZE ULAŞIM
  • ELAZIĞ MEZARLIKLARI
  • MİLLETVEKİLİ-SİYASETÇİLER
  • AKADEMİSYENLER
  • ASKERLER
  • HARPUT EVLİYALARI
  • ŞEHİTLERİMİZ
  • TANINMIŞ BÜROKRATLAR
  • TANINMIŞ ELAZIĞLILAR
  • ELAZIĞLI İŞ ADAMLARI
  • MUHTARLARIMIZ
  • ELAZIĞ PARKLARI
  • TARİHİ KÖPRÜLER
  • ELAZIĞDA TURİZM
  • ELAZIĞ VALİLERİ
  • DERNEĞİMİZ
  • FAALİYETLERİMİZ
  • TANINMIŞ AİLELER
  • HARPUT ODA SOHBETLERİ
  • HARPUT PÜSÜN GELENEĞİ
  • Yazılı Basında Mared
  • İnternet Haberciliğinde Mared
  • Görsel Basında Mared
  • Ulusal Basında Mared

Elazığ Aileleri+

HARPUT KÜLTÜRÜNDE BİR MİHENK TAŞI İSHAK SUNGUROĞLU


 3.4.2015 13:26:30   5117 kez okundu.
 Kategori : KÜLTÜR ADAMLARIMIZ

İSHAK SUNGUROĞLU

       İshak SUNGUROĞLU, 18 Mart 1888 tarihinde Harput’ta doğdu. Babası Harput’un tanınmış ailelerinden SUNGUROĞLU Abdulhamit Efendi, annesi de aynı aileden, Mümine Hanım’dır. Abdulhamit Efendi, askerlik mesleğini seçmiş,yiğit ve dürüst bir adamdı. Askerlik mesleğinin gerektirdiği tüm vasıflar onun kişiliğinde adeta resm olmuştu. Asil bakışları ve asil hareketleri ile tam bir Harput beyefendisiydi. O sene yine Yemen belası nüksetmiş, Anadolu’dan can ve kan istiyordu.Sene 1905’ti. İshak SUNGUROĞLU’NUN babası, Mülazım-i evvel Abdulhamit Efendi, Yemen Ağırlık Birlikleri Komutanı olarak Yemen’e gidecekti. İshak SUNGUROĞLU, Binlerce Harputlu gibi, şehit namzedi babasının Yemen’e gönderilmesini ve onunla geçirdiği o son geceyi asla unutmayacak ve bir ömür boyunca babasının ve Harputluların dönüşlerini boşuna bekleyecekti.
       İshak SUNGUROĞLU, ilköğrenimini Kamilzade Hafız Tevfik Efendi mektebinde tamamladı. Sonra, Elazığ Rüştiyesi’ne kaydı yapıldı. Bu okuldan 1907’de mezun oldu. Bilahare, Kamil Paşa Medresesi’nde, Müftü Kemal Efendi’den dersler aldı.Bu eğitimi de bir yıl kadar sürdü.

       1908-1914 yılları arasında, Elaziz Adliyesi’nde ve Vilayet Encümeni’nde kâtip olarak çalıştı. Bu arada askerlik görevini yapmak üzere askere alındı. Askerlik görevini bitirdiğinde, bir süre yine memuriyete devam etti. Bu arada Harput Numune İptidai’sinde, resim ve beden eğitimi öğretmenliği yaptı. Daha sonra, ticarete atılmak için öğretmenlikten ayrıldı. Dayısı, Hacı Kerim Efendi’nin kurup yönettiği ticari bir şirkette ticaret hayatına başladı. 1922 yılında İstanbul’a yerleşti ve kendi adına ticaret yapmaya başladı. İyi bir ticari işi varken, müessif bir yangın olayında evini ve eşyalarını kaybetti. Yeniden memuriyete dönmek mecburiyetinde kaldı. 1935 yılında girdiği memurluğa 1954 yılına kadar devam etti. 1954 yılında emekli olunca, boş durmadı.Elazığ adına çalışmalar yapmaya devam etti. O, gerçekten bir “Elazığ-Harput Sevdalısı”ydı.
       Elazığ’dan okumak için İstanbul’a gelen hemşerilerinin can yoldaşı, sırdaşı ve arkadaşı olmuştu. Bu arada “Elazığ Lisesi’nden Yetişenler Cemiyeti’nin” kuruluşunu ve uzun zaman başkanlığını yaptı. Elazığlı gençlerin bütün ihtiyaç ve gereksinimlerinde onlara yardımcı oldu.
       Harput Musikisi’nin giderek kaybolacağı endişesini taşıyordu.Bu ender kültürün gelecek kuşaklara en sağlıklı şekilde ulaştırılmasını istiyor ve bu hususun başarılı bir şekilde sonuçlanması için kafa yoruyordu. Derken, Vasfi AKYOL’ DAN bu konuda yardım almayı düşündü. Vasfi AKYOL’ UN yardım ve katkılarıyla, bu musikiyi asıllarına uygun bir şekilde makam ses ve usul yönünden sınıflandırarak, en iyi sanatçılara okutturdu, bantlara kaydettirdi ve musikinin notaya alınmasını sağladı.
       1948 yılında yazmaya başladığı Harput Yollarında adlı eserine kaynak temin etmek için sayısız yolculuk yapmaya başladı. Kim bilir kaç kez Elazığ ve Harput’a gidip geldi. Türkiye’nin birçok şehrine savrulmuş olan Harputluları (Elazığlıları) aradı buldu ve onlardan bilgi ve belgeleri toparlamaya çalıştı. Muhtelif şehirlerdeki kütüphanelerin arşiv ve belgelerini taramak için gecesini gündüzüne kattı. Çabaları 1977 yılına dek sürdü.
       Bir gün Prof. Dr. Kerim SUNGUROĞLU, onu ziyaret etmek için İstanbul’a gitti.
       Kerim Bey, İstanbul’a gidip onu masanın başında çalışırken buldu. Yorgun görünüyordu. Kerim SUNGUROĞLU, bu çok sevdiği ve iftihar ettiği aile büyüğünün çalışma azmine ve iradesine hayran kalmıştı. Diyordu ki, “Allah’tan bir miktar daha sağlıklı ömür diliyorum. Bu eserlerin beşinci cildini başarı ile bitirmek istiyorum. Diğer dört cildi bitirebilmem için Allah bana uzun ömür bahşetmişti, fakat bundan sonrası için pek müsaade edeceğe benzemiyor.” demiş ve gerçekten, 05 Ekim 1977
tarihinde, 88 yaşında iken Hakk’ın rahmetine kavuşmuştu. Feriköy Mezarlığı’na defnedildi.Allahın rahmeti üzerine olsun.
       Bu öz geçmişi yazarken, Sayın Prof. Kerim SUNGUROĞLU’NUN, Harput Yollarında adlı eserin kapak arkasına not düştüğü yazısından istifade ettim. Bu değerli büyüğümüze de bilvesile teşekkürlerimi arz ediyorum. İyi ki varsınız ve daima var olasınız Hocam…

Zekeriya BİCAN

Kaynak:Zekeriya BİCAN - SEKİZİNCİ ŞEHİR İZ BIRAKANLAR

           İSHAK SUNGUROĞLU HARPUT YOLLARINI NASIL YAZDI

 

 

1944 yılı mayısı.

Elâzığ'da çıkarı Turan gazetesinin bir nüshası elime geçmişti. Gazetenin belli başlı yazılarından birisini, arkadaşım rahmetli Kesirikli Hoca Mevlût Uzaydın yazıyordu. Harput'u ziyaret etmiş, teessüür ve intibalarını güzel kalemiyle bu gazetenin sahifelerine aksettimişti.

Beni çok müteessir eden ve bana bütün çocukluk ve gençlik hayatımın hatıralarını gözlerimin ününe seren bu yazıyı okurken doğrusu için için ağladım[1].

İşte (HARPUT YOLLARI) böyle elemli bir günün akşamında ve böyle hazin gözyaşları arasında doğdu.

İkinci günü, aynı his ve heyecanın tesiriyle Turan gazetesine, üstad Mevlût Özaydın'a hitaben aşağıda bulacağınız[2] bir açık mektup yazıp gönderdim. Sonra da yazılarıma devam ettim. Yazılarımın Elâzığ umumî efkârında iyi bir tepki uyandırdığını ve bilhassa bizim nesil arasında alâka ile takip edildiğini, aldığım bazı mektuplardan öğrenince (HARPUT YOLLARI)’nı daha şümullü bir şekilde takip ve yazmaya karar verdim.

Bu şekilde bir taraftan yazıyor, bir taraftan da derliyordum.

Nihayet 1948 Ağustos’u içerisinde, bu yollar için Elâzığ'a kadar gittim. Bu seyahatim yirmi gün kadar davam etti. Bu arada birkaç defa Harput'a da çıktım. İlk çıkışımda arabamız, Elâzığ-Harput arasındaki harap şoseden, saray virajlarından yavaş yavaş yukarıya doğru tırmanıyordu.

İçim sanki bir sevgiliye kavuşmanın his ve heyecanı ile doluydu. Yollar aynı yollar, köprüler aynı köprüler, tepeler, dağlar, bayırlar, dereler, ovalar, hepsi, hepsi de eski hallerini aynen muhafaza ediyorlardı.

İşte yıllarca içerisinde okuduğum ve feyz aldığım İdadî mektebi... Evvelden yüzlerce genci içerisinde barındırıp onlara nur, hayat ve hareket sağlayan bu mektebin içerisinde, bahçesinde, tek bir insan göremedim ve sonra o geniş bahçede ağaç da kalmamış. Âdeta bozkır haline gelmiş! Yeşil renk nerede? Bu tebeddülü görünce teessürlerim gittikçe artıyordu

Yel boğazındayız. Gözlerim, Yel boğazının karsısında, mamur bir bir Şehroz mahallesini, yolun sağında, yüksek kayalar üzerinde kartallar yuvasını andıran Harput'un tarihî konaklarını ve bu arada bizim evi arıyordu.

O mamur ve şen mahalle şimdi kuru bir dağ parçası. Burada böyle mamur bir mahalle var mıydı, yok muydu diye düşünerek gözlerime inanamıyordum.

Beriki tarihî konakların yerleri bir taş yığını ve birer baykuş yuvası halinde. Bizim ev hiç yok! Yalnız dayım Hacı Kerim Efendi’nin selâmlığı ve yanı başında komşumuz Sağır Müftülerin evi, bu harabelerin birer bekçisi gibi eski yerlerinde bezgin bir halde duruyorlar. Fakat bu bekçiler de nerede ise düşecekler...

Dağ kapısında eskisi gibi neşe, hayat ve canlılıktan eser yok. Bir ölüm sensizliği bütün muhiti kaplamış...

Arabamız taşlı sokaklardan güç hal geçip. Üç Lüle Pınarı’nın önünde durdu. Ben hemen arabadan atladım. Bizim eve doğru şuursuz bir halde koşuyordum... Göğsüm o kadar kabarmış ki, nefes bile zor alabiliyordum.

Yolda tesadüfle arabamıza aldığımız, Harput bucağının jandarma çavuşu da benimle arabadan inmiş, beni takip ediyordu.

O eski geniş, tertemiz caddeler, sokaklar taş yığınlarıyla dolu... Zaten insan yok ki!...

Bizim kapının önü genişçeydi... Oraya gelince içimde bir ferahlık, bir sevinç hissettim. Buradaki duvarlar, kapılar yerli yerinde duruyor... Dayım Hacı Kerim Efendi’nin evinin, bizim ve komşumuz Arpacı İbrahim Ağa’nın evinin koca dervazeleri dünkü gibi yerinde. .  Yalnız bizim kapı açık değil. Kapalı!

Bizim kapıyı zorladım, açılmadı. Hacı Kerim Efendi’nin kapısından içeri girince sütunlu medhal bütün azametiyle yerindeydi. Yıkılmış olan ara duvarını atlayarak bizim tarafa geçtik... Bizim ev bir taş ve toprak yığını... Harem ve selâmlık dairelerinden, büyük odalardan, sofalardan eser yok!...

Ömrümde bu kadar hazin ve insanı çökertici bir ziyaret daha tasavvur edilemezdi.

Büyük dış avlunun bir kenarındayım. Etrafı tetkik ediyorum. Bu taş ve toprak yığınlarının arasında hâlâ yaşayan ve bir zamanlar dış avlumuzu süsleyen gül ağacına gözüm ilişiyor... Gülün yanma yaklaşıyorum: Bizim Tevrüzü gül![3]...

İşte şimdi bütün bir aile varlığından ve servetinden bana yegâne miras olarak kalan, bu tek gül ağacı!... Bu gül ağacı ki vaktiyle mevsiminde bembeyaz açar ve bahçemizi kokular içerisinde bırakırdı.

 

Artık duramadım... Gayri ihtiyarî kendimi bıraktım... Hüngür hün-gür ağlıyorum... Bir taraftan da güz yaşlarımla ıslanan ellerimle bu gülün yapraklarını okşuyorum! Nasıl okşamayayım, zira şimdi bu gül ağacı benim anam, babam, kardeşlerim, bütün akrabalarım, hepsi hepsiydi!.. İşte bu gül ağacının önünde dakikalarca ağladım ağladım!

O terbiyeli çavuş da karşımda bu dakikaları benimle yaşadı. Gerçi ağlamıyordu; fakat muhakkik o da içinden yaralanmıştı. Tek kelime söylemeden yanıma yaklaştı, koluma girdi ve beni Tevrüzü gülün yanından ayırdı.

Bu defa da Hacı Kerim Efendi’nin selâmlığına girdik. Burasını bıraktığım gibi buldum. Bu bina Harput'un en güzel ve modern binalarından birisiydi... Her nasılsa zalim bir kazmanın sademesine uğramamış, hiçbir şeyine dokunulmamış ve tahrip edilmemiş yerli yerinde duruyor.

Bütün odaları gezdim. Hacı Kerim Efendi’nin en fazla oturduğu kışlık odadaki köşesine bakınca, onun hâlâ yerinde oturduğunu görür gibi oldum. Tekrar gözlerimden yaşlar boşandı! Ben mekteplerden fazla feyzimi, bu odadan, bu Hacı Kerim Efendi hücresinden aldım. Odadan aynı hıçkırıklarla çıkabildim.

Çavuş yine kolumda bana yardımcı., yürüyoruz... Üç lüleli çeşmesinin önünde arabamız beklivor, bindik, yolda bizim Harput’un doksanlık türbedarı Saçlı Hocaya rastladık, onu da arabamıza aldık.

Şimdi Kurşunlu Cami’in asırlar görmüş çınarı altındaki havuz başında iskemlelerde oturuyoruz. Birkaç eski aşina etrafımızı aldı. Görüşüyoruz, dertleşiyoruz. Zavallı Saçlı Hoca gerçi konuşuyor; fakat saçma sapan!... Ateh getirmiş gibi bir durumda! Bu yüzden kendisinden Harput hakkında lâyıkıyla istifade edemedim.

 

Cuma namazını Sara Hatun camiinde kıldık. Bir zamanlar cemaati meydanlara kadar taşan bu camide şimdi bir saf bile cemaat toplanamadı. Camiin muazzam kubbesine, tahta bendine, maksurelerine bakıyor, buralarda oturanları hatırlayarak yine teessüre kapılıyordum.

Camiden sonra mezarlıklarımızı ziyaret için Meteris’e çıktık. Bizim mezarlığı arıyorum, bulamıyorum. Meğerse bu mütevazı ve oldukça mamur olan mezarlıkta taş bırakılmamış ve mezar denilen bir şey de kalmamış!.. Dümdüz bir dağ!... Afalladım kaldım!.. Haydi mezarlar yıkıldı ve zamanla da düzeldi... “Ya taşları nerede?” diye düşünürken hatırladım ki, 1933/1934 yıllarında Elâzığ'da Halk evi yapılırken bir valinin emriyle bu mezar taşları kamyonlarla Elâzığ'a taşınmış ve bu inşaatta kullanılmıştı.

Bu ne biçim insanlık yarabbi!... Bir taraf imar edilirken öbür tarafta, mukaddesat diye hürmet ettiğimiz, mezarlıklar sökülmüş ve tahrip edilmişti.

Sonra yukarı mezarlığa çıktık. Orada da anne babam, dayılarım yatıyorlar.

Kürtler Külbesi (kulübe) denilen bu mevkideki mezarlıklar nasıl olmuş da bu tahripten kurtulmuşlar... Doğrusu buna şaştım!...

İşte bu Harput ziyaretinden sonradır ki; (HARPUT YOLLARI)’na daha ziyade hız verdim, şümullendirdim ve tamamlamaya da hamd olsun muvaffak oldum.

 

 

HARPUT YOLLARI; atalarımızın, babalarımızın din, ahlâk, seciye ve fazilet bakımından karakterlerinin ne kadar sağlam olduğunu... eskinin güzel âdet ve ananelerini... küçüğünde büyüğünde okuma zevk ve hevesinin nasıl yer tuttuğunu ve halkının bu yalan dünyayı hiçe sayarak daima neşe ve coşkunlukla nasıl yaşadıklarını, bu günkü ve yarınki nesle anlatmak ve onlara birer örnek vermek gayesiyle kaleme alındı.

Bu satırlara, sevgili okuyucularımın zihinlerinde ufak bir iz yaratacak ve memnunluk hissi uyandıracak kıymet ve karakteri verebildimse bana ne mutlu! Tevfik Allah’dandır.

İSHAK SUNGUROĞLU



[1] 29/5/941 tarihli  Elâzığ — Turan Gazetesi, No.  1092.

[2] Sayın üstad Mevlut Özaydın’a!

Her nasılsa o mübarek illerden buralara kadar gelen ve iyi bir tesadüf eseri olarak elime geçen, Turan’ın 1092 sayılı nüshasında “Harput Yollarında” başlıklı yazınızı satır saıtır, seve seve okudum. Bu satırları okurken müthiş bir acı ve heyecanın tesiri altında kalmış, kendimden geçmiştim. Ruhum benliğim ve bütün varlığım sanki o illere intikal etmişti. Manalı hatlarla, her an gülümseyen samimi ve olgun çehrenle sanki bir mürşit gibi elimden tutmuş beni sevgili toprağıma kavuşturdun.

Üstad! Bu yazınla, yıllar var ki, hasretini çektiğim güzel yurdumu gözlerimin önünde canlandıran ve beni 35-40 sene evvelki yaşadığım hayatla karşı karşıya getirdin. Sana ne kadar teşekkür etsem azdır.

Üstadım! Ben bu satırların ve bu cümlelerin arasında gençlik hatıralarımın canlandığını heyecanla hissederken ve çizdiğin o mukaddes tabloyu seyre dalmışken birdenbire bu muazzam varlığın, bu kıymetli hatıraların ve o canlı, neşeli hayat ve nur kaynağı abidenin, esefle kaydedeyim ki, birdenbire çöktüğünü, yıkıldığını taş taş üstüne kalmadığını görünce ve öğrenince gayri ihtiyari gözlerimden yaşlar boşandı. Sessiz ve gizli bir iç hıçkırığıyla ağladım, ağladım.

İçin için gözyaşlarımın döküldüğünü gören oğlum küçük İmer bana sormaya cesaret edemeden, beni gözyaşlarımla baş başa bırakarak annesinin yanına koştu: “Anne babam ağlıyor!” dediğini işittim. Tabii soracak, anlayacak. Hakkı… Yalnız bu ıstırab ve bu gözyaşlarının ifade ettiği manayı ne annesinden ve ne de başkasından öğrenemeyecek!

Buna ancak üstadım;siz bilir ve siz takdir edersiniz.

Onun için şimdi bu gözyaşlarımla ancak size haykırabilirim.

Haykırabilirim ki: “Harput Yolları” benim yolumdur! Ve ben binbir mevzulu Harput'un yoluyum!

Harput'un semâsı, güneşi, dağı, taşı şahidimdir ki bu yol benimdir. Harput bendedir, içimde saklı...  Ve ben Harput’tayım, orava gömülmüş hatıralarımla!

Nasıl olmasın ki: Bir zamanlar okuyup öğrenmek, bir zamanlar yaşamak için, kazanmak mecburiyet ve ödeviyle çocukluğum ve gençliğim, tam on beş sene o yollarda geçti.

Çok defa yaya olarak Harput'tan Mezria'ya (Elâzığ) sabahları bir saat inme, akşamları bir saat çıkma... Yaz kış demeden, yağmur fırtına tanımadan günde iki saat yürümekle, on beş sene anlımın terleri o topraklara aktı.

Kanımı, kuvvetimi o illerin havasına, suyuna; o illerin toprağına borçluyum.

Bilgimi, feyzimi oranın irfan müesseselerinden, oranın faziletli ve bilgin büyüklerinden aldım.

Ahlâkım o muhitten aldığım faziletle dolu terbiye sisteminin mahsulüdür.

Hulâsa neni varsa hepsi Harput'undur ve Harput yolları benim yolumdur. Sizlere, Harput'a ve  Harput yollarına candan selâm ve iştiyaklar.

İstanbulMaçka                                                       İshak Sunguroğlu

 

 

[3] Doğrusu Tebrizîdir. Bu gül yerini sevdi mi çadırlar gibi gelişir ve güzelleşir. Harput'un ekseri evlerinde vardır. Gülleri ufak beyaz ve fakat keskin kokuludur, bütün yaz mevsiminde açar, bu güllerden gül suyu çıkarılır ve gül reçeli yapılırdı.


****************************************************************************************************************

İSHAK SUNGUROĞLUNUN HAYATI:

İshak Sunguroğlu, 18 Mart 1888 tarihinde Harput'ta doğmuştur. Babası Yemen'de şehit düşen mülazim-i evvel Abdülhamid Hamdi Efendi, annesi ise gene Sunguroğlu ailesinden Mümine Hanım'dır. İlk tahsilini Kamilzade Hafız Tevfik Efendi mektebinde tamamladıktan sonra Elaziz Askeri Rüştiyesi'nde ve Elaziz Mülkiye İdadisi'nde okuyarak 1907 yılında mezun olmuş; bilahare Kamil Paşa Medresesi'nde Müftü Kemal Efendi'den ders almak suretiyle bir yıl kadar da medrese tahsili yapmıştır.

1908'den askere alındığı 1914 yılına kadar Elaziz Adliyesi'nde ve Vilayet Encümen Kitabeti'nde memur olarak çalıştığı gibi askerlik dönüşünde de bir süre memuriyete devam etmiş ve ek görev olarak Harput Numune İbtidaisi resim ve beden terbiyesi öğretmenliği yapmıştır.

Daha sonra memuriyetten ayrılarak dayısı Hacı Kerim Efendi'nin yönettiği bir şirkette ticaret hayatına atılmış, şirketin temsilcisi sıfatıyla sık sık İstanbul'a gidip İstanbul'un ticaret hayatını yakından tanıma fırsatını bulmuştur. 1922 yılında ise İstanbul'a yerleşerek orada kendi adına icra-yı ticarete başlamıştır. Ancak büyük bir yangında evi ve eşyasının tamamen yanması üzerine tekrar memuriyete dönmek zorunda kalmış, emekli olduğu 1954 yılına kadar İstanbul'da çeşitli kurumlarda hizmet vermiştir. Bu arada İstanbul'daki üniversite ve yüksekokullarda tahsilde bulunan Elazığlı veya Elazığ Lisesi'nden yetişen gençlerimizin barınma ve yemek ihtiayaçlarını karşılamak ve okumalarına destek sağlamak amacıyla kurulmuş olan “Elazığ Lisesi'nden Yetişenler Cemiyeti”nin uzun yıllar başkanlığını yapmış, öğrencilerin barınmaları için iki yurt binasının kiralanıp donatılmasında, ucuz ve temiz gıda ile beslenmelerinde büyük gayretleri olduğu gibi yurtlarda tessüs ettirdiği disiplin sonucunda öğrencilerin başarı oranlarının artmasında da amil olmuştur.

Kendisi okumayı ve çalışmayı çok seven, Türk Edebiyatı'na vakıf, tarih bilgisi kuvvetli bir kimseydi. Programlı çalışmaya çok önem verirdi. Ciddiyetten hoşlanır, aile fertleri arasında bile ciddi konular üzerinde konuşulmasını isterdi. Türk musikisine aşinaydı. Harput şarkı ve türkülerinin asıllarına uygun olarak yaşatılmaları için makamlarına göre gruplandırılmak suretiyle, usul yönünden üstad sayılan Harputlu okuyucuların seslerinden, hepsini teyp bandına aldırmış ve rahmetli hocamız Vasfi Akyol'a rica ederek hemen tamamının notaya geçrilmesini sağlamıştır.

Ömrünün ilk otuz altı yılını geçirdikten sonra, geriye kalan elli yılını Harput'a uzaktan destek olmak, Harputlulara İstanbul'da kucak açarak yardım etmek ve Harput'un kaybolmaya başlayan zenginliklerini bizlere intikal ettirebilmek için Harput Yollarında isimli eserini yzarak geçirmiştir.

Kitabını yazmağa başladığı 1948 ve daha sonraki yıllarda Elazığ ve Harput'a beş altı defa daha gelmiş, doğup büyüdüğü topraklara gözyaşları damlaya damlaya Harput Yolları için malzeme toplamış, eski dostlarını ziyaret etmiş ve her seferinde gözleri nemli ve içi bir türlü gideremediği sıla hasretinin ateşi ile yana yana İstanbul'a dönmüştür.

Bilhassa emekli olduğu 1954 yılından sonra hemen hergün onu evinin kütüphanesinde Harput'la ilgili çalışma yaparken görmek mümkündü. Evinde bulunmadığı zamanlar ise, genellikle Harput'la ilgili belge ve bilgiler toplamak üzere muhtelif şehirlerdeki kütüphanelerde ve arşiv dairelerinde, yorulmadan, bıkmadan saatlerce çalışır, çalışır, çalışırdı.

1974 yılında yayınladığı Guatama Buddha ve İbrahim Ethem isimli bir kitap daha yazmıştır. Bu eserinde Buddha ve İbrahim Ethem haklarında biyografik bilgiler verilmekte ve İbrahim ibn Ethem'in bir hikayesi anlatılmaktadır. Kendisinin ayrıca folklor araştırmaları ile ilgili olarak çeşitli mecmua ve gazetelerde yazıları çıkmıştır. Ancak Harput ile alakalı mevcut bilgilere, görüp yaşadığı olayları da ekleyerek akıcı bir üslup ve sade bir dille kaleme aldığı Harput Yollarında isimli dört ciltlik büyük eseri, kendisini Harput büyükleri arasında yüksek bir mertebeye çıkartmış ve ismini ölümsüzleştirmiş bulunmaktadır.

1976 yılı yaz aylarında bir gün İstanbul'da ziyaretine gitmiştim. Kendisini yazı masasında çalışırken buldum. Artık iyice yaşlanmıştı ve zorlukla yazı yazıyordu. Sohbet sırasında bana demişti ki:

Harput'un hatırı için olsa gerek, Allah'ım bana arkadaşlarımdan çok daha uzun ömür bahşetti. Bir yıl daha müsaade etse, Harput Yolları'nın 5. cildini tamamlayabilsem görevimim tamamlanmış olacak. Fakat bundan sonrası için pek müsaade edileceğe benzemiyor. [BLOK]

Gerçekten de bu konuşmamızdan üç ay kadar sonra ve eserinin son cildini yayınlayamadan 5 Ekim 1976 tarihinde seksen sekiz yaşında Hakkın rahmetine kavuştu.

Cenazesi İstanbul'da bulunan bütün Elazığlı hemşehrilerinin ve diğer dostlarının elleri üstünde Feriköy mezarlığına götürülerek orada toprağa verildi. Allah'ın rahmeti üzerine olsun.

Harput Yollarında isimli eserinin ilk cildi on yıllık bir çalışma sonunda 1958 yılında yayınlanmıştır. 376 sayfalık bu cilde yazar uzun yıllarını geçirdiği Harput'un eski günlerdeki durumunu anlatarak başlamış, daha sonra Harput ve yöresinin coğrafi durumu, Harput kelimesinin orijini, ilk çağlardan başlayarak Cumhuriyet dönemine kadar Harput tarihi, Huriler, Etiler, Asurlar, Urartular, Medler, Persler, Partlar, Sasaniler, Selefküsler, Ermeniler, Roma ve Bizanslılar, Suphane krallığı, ilk İslam halifeleri, Emeviler, Abbasiler, dönemlerinde Harput'un durumu ve bölgeye ilk Türk akınlarının başlamsı, Harput'ta çubuk emaretinin kuruluşu, Selçuklular, Artuokoğulları, Dülkadiroğlulları, Akkoyunlular, Osmanlılar, Cumhuriyet dönemleri anlatılmış, Harput'un Yavuz Sultan Selim devrinden 1958 yılına kadar idari cephesi, görev yapan idarecileri, nüfus durumu, mahalle teşkilatı, tarihi abideleri, kalesi, camileri, mescitleri, türbeleri, kiliseleri, hamamları, çeşmeleri gayet detaylı olarak belirtilmiş, verilen bilgilerle ilgili kaynaklar dipnotlarında gösterilmiştir. Ayrıca bu ciltte Harput ve dolaylarına ait 161 resim, Harput mahallelerini gösteren kroki ve Harput- Elazığ bölgesinin bir haritası yer almıştır.

İlkinci cilt 552 sayfa olarak 1959 yılında yayınlanmış bulunmaktadır. Bu ciltte “Harput ve Elazığ'da Kültür Hareketleri” ele alınmış, Harput'taki özel ve resmi mektepler ve medreseler, azınlıklara ait mektepler ve Amerikan Fırat Koleji, Fransız Koleji, Alman Koleji gibi yabancı uyruklu şahıslar tarafından kurulup yönetilen ecnebi mektepler anlatıldıktan sonra, Harput'ta yetişen meşhur alim ve mutasavvıfların icazetli alimlerin, şairlerin, Harput'un sivil ve askeri büyüklerinin, meşhur hattatların biyografileri verişmiş, eserlerinden örnekler sunulmuştur. Bu ciltte 148 resim ve tablo bulunmaktadır.

Eserin üçüncü cildi 1961 yılında yayınlanmış olup 348 sayfadır ve Harput folklorunu tanıtma gayesi gütmektedir. Yazar bu cildin önsözünde, “Harput folkloru deyip geçmeyelim; bu folklor başta sesi ve sazı, oyunları, edebi hüviyeti, efsane masalları, bilmeceleri, deyim ve giyim, düğünler, Hicaz'a gidip gelmeler, Ramazanlar, bayramlar, yaz bahçeleri, kış geceleri, kürsübaşı sohbetleri gibi adet ve gelenekleri ile başlı başına bir hazinedir. Bunları şimdi ayrı ayrı bölümlerde tebarüz ettirmeğe çalışacağım” diyor ve bölümler halinde Harput musiki folklorunu, çeşitli oyunlarını, edebiyat folklorunu, dil folklorunu, kıyafet ve giyim tarzını, genel olarak folkloru, İstanbul'da yapılan folklor gecelerini ve öğrenci yurtlarını anlatıyor. Bu ciltte 110 kadar resim ile Harput ve yöresine ait 89bestenin notaları da bulunmaktadır.

Harput Yollarında'nın 4. cildi için 3. cildin devamı diyebiliriz. 1969 yılında yayınlanmıştır ve 355 sayfadır. Harput'ta evlenme ve düğünler bölümü ile başlamakta Harput'ta doğum ve ölümler, sünnet düğünleri, Ramazanlar, bayramlar, Hicaz'a gidip gelmeler, yaz bahçelerine göçmeler, kış ve kış geceleri, avcılık, cülus ve veladet merasim ve şenlikleri, 1908 Meşrutiyet'inin Harput ve Elaziz'de ilanı günlerine ait hatıralar anlatılmakta, göz değmesi (nazar) ve Harputluların bu kponudaki ianançları belirtildikten sonra Harput'un meşhur delileri tanıtılarak sona ermektedir. Kitapta ayrıca 125 resim yer almkatadır.

Yazar 4 ciltten sonra Harput ve yöresinde yaşamı şve yaşayan aileleri tanıtmak maksadıyla hazırladığı beşinci cildin yayını için çalışmalara başlamışsa da ömrü vefa etmediği için eserin son cildi yayınlanamamıştır.



  


Haberin Resimleri



Etiketler :

Yorum Yap


Yazili Resim



Bu Habere Hiç Yorum Yapılmamış

0


Duyurular


Tümünü Gör

Yönetim Kurulu


Tümünü Gör

Anket

MARED ÇALIŞMALARINI NASIL BULUYORSUNUZ


 


Tümünü Gör

Bugün : 1583   Son 1 Hafta : 1583   Son 1 Ay : 69479   Son 12 Ay: 1476264